Devised Tiyatro Üzerine Notlar
Serpil Göğebakan, atölye notlarından hareketle devised pratiğin çok sesliliğini; kolektif düşünmenin estetik ve politik bir imkânı olarak tartışıyor.
Roland Barthes’in (1967) yazarı öldürmesinin ve okuyucunun zihninde oluşan çoğul anlam(lar) aracılığıyla metnin her defasında yeniden yazıldığını söylemesinin üstünden 58 yıl geçti. O dönem için dahi söylediği şey yeni değildi. Ancak odağın anlatıcıdan anlayana kayması, hem bu alışverişteki hiyerarşinin kırılması hem de metni özgürleştiren ve sonsuz anlamı kucaklayan bir söyleme sahip olması açısından kayda değerdi. Barthes’in söylediklerini yazılı metinler özelinde ele aldığımızda, her metnin tekil bir okuyucu tarafından okunduğunu düşünürsek, söz konusu alışverişin iki tarafı olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. İş tiyatroya geldiğinde ise bu alışveriş metin, oyun ekibi ve seyirci arasında kurulan üç taraflı bir yapıya evrilir. Bu durumda tiyatro metnini sahneleyen ekip, oyun metni ve yazarla oyunu izleyen seyirci arasında bir nevi köprü kurma rolünü üstlenmiş olur. Bu köprüyü kurarken ise tam da Barthes’in bahsettiği şey gerçekleşir ve metinde ister istemez eksilmeler ve çoğalmalar meydana gelir.
Geleneksel olmayan tiyatro yapım yöntemlerinden biri olan devised tiyatro metodu kullanılarak oluşturulan oyunlara baktığımızda ise bu üç duraklı yapının kasıtlı olarak kırıldığını, yani metnin yazar tarafından başka bir evrende kaleme alınması yerine sahnede onu canlandıracak ekip tarafından ortak olarak oluşturulduğunu gözlemliyoruz. Bir bakıma klasik anlamda oyun yazarı aradan çıkarılıyor ve oyun, onu sahneleyecek kişilerce kolektif olarak ya yeniden kuruluyor ya da en baştan sıfırdan üretiliyor. Üstelik bu oyun oluşturma eylemi, sadece metni değil, teatral anlatımda ona eşlik eden hareket, ses, dekor, müzik gibi araçların da orada ve o an oluşturulmasını kapsıyor. Bu üretimi sağlayabilmek adına bir tema belirleyip o temada aralıksız üretim yapan ekip, daha sonra bu üretilen materyallerden kendilerine göre anlamlı veya kimi zaman anlamsız ya da çok anlamlı bir bütün oluşturuyor ve bu bütün, meşakkatli bir sürecin neticesinde seyirciyle buluşuyor. Bu buluşma sırasında ürettikleri eser, Barthes’in de dediğini bir kez daha doğrulayacak şekilde, yeniden anlam kazanıyor ve şekilleniyor. Peki yazarlığın ve metnin merkezden çekildiği bir üretim biçimi neleri mümkün kılıyor olabilir?
James Surowiecki, The Wisdom of Crowds (2004) kitabında kolektif alınan kararların daha verimli sonuçlar doğurduğu savını öne sürer. Bu savı devised tiyatro özelinde düşündüğümüzde, kolektif olarak üretilen oyunlarda ekipteki her birey kendi özgün beceri ve bilgisini sürece dâhil edip ele alınan konuya başka bir perspektiften bakar. Böylece ortaya çıkan oyun, tek bir yazarın limitli bakış açısıyla kurulan oyunlara kıyasla daha etraflıca düşünülmüş, yoğrulmuş ve işlenmiş bir yapı kazanır. Bunun yanı sıra, günlerce belli bir temada serbest çağrışım yöntemiyle anlık üretimler yapan oyun ekibinin bu yoğunlaşma neticesinde o temanın kuytu ve sivri köşelerine gidebilme şansı oldukça yüksektir. Bu sebeple ele aldıkları konuyla ilgili karanlıkta kalan bir nokta kalması olasılığı en aza indirgenmiş olur. Üstelik bu dinamik üretim süreci içinde fikirlerini sürekli çarpıştıran, revize eden, yeniden oluşturan, eleyen ya da birleştiren ekip, bu sayede düşüncelerini canlı tutarak yaşatma mücadelesi verecektir. Bu dinamik yapı içinde ortaya çıkan eserlerin ise daha otantik, çağdaş, yerel ve dolayısıyla yaşayan, yani canlı bir yapıda olma olasılığı oldukça yüksektir.
Buna ek olarak, tiyatronun metin dışında birçok farklı aracı daha olduğu düşünüldüğünde, bu araçların metin içinde sözel dille ifade edilmesindense direkt kendi formunda doğması, performans araçları arasındaki hiyerarşiyi ortadan kaldırırken aynı zamanda teatral araçlar açısından zengin oyunlar yaratılmasına vesile olacaktır. Örneğin, konvansiyonel oyunlarda dans ya da anlamsız sesler bir araç olarak kullanılacaksa, bunların önce metinde sözel dil aracılığıyla ifade edilmesi ve sonradan oyun ekibi tarafından göstergelerarası1 bir çeviriye tabi tutulup sahnelenecekleri medyuma aktarılması gerekir. Devised oyunlardaysa her ifade doğrudan kendi formunda üretildiğinden, bu tür medyumlar arası bir aktarıma duyulan gereksinim ortadan kalkacaktır. Böyle bir üretim şekli, dili anlamın temel taşıyıcısı olmaktan çıkararak performansın bedensel, duyusal ve maddi bileşenlerini özerk birer anlam üretim alanı hâline getirir. Bu araçların dolaysız üretimi ve çeşitliliği ise seyircinin farklı duyularını harekete geçireceği için onda yaratacağı hisleri zenginleştirip dolayısıyla performansın etkisini artırma potansiyeline sahiptir. Bu yönüyle devised tiyatroyu, anlamın kaynağını ve dolaşımını yeniden tanımlayan estetik ve politik bir üretim biçimi olarak değerlendirmek mümkündür.
Devised tiyatro ve sunduğu imkânlar genel hatlarıyla incelendikten sonra, bu metnin diğer yarısında devised oyunların materyal üretme aşamalarına dair fikir verecek birtakım üretim örneklerine yer verilecektir. Aşağıda yer alan notlar, oyuncu ve yönetmen Barış Arman tarafından yürütülen devised tiyatro atölyesi kapsamında, grupça belirlenen tema doğrultusunda, sınırlı sürede ve hazırlıksız olarak tarafımca üretilen yaratıcı yazım notlarını içermektedir. Seçilen örnekler yazma pratikleri ile sınırlı olduğundan metin ve söz üretimi odaklıdır, ancak unutulmamalıdır ki devised tiyatro uygulamaları temelinde metin odaklı değildir. Başka bir deyişle, materyaller yazı olarak üretileceği gibi söz, figür, dans, görsel, doku, koku, ışık, ritim, yüz ifadesi gibi birçok farklı alanda da üretilebilir. Bu yazıda yer verilen notlar aşağıdaki temalar ve anahtar kelimeler etrafında kaleme alınmıştır. Bu tema ve notlar, atölye esnasında katılımcı grup tarafından ortak olarak belirlenmiştir. Notlarda şiirsel bir dil ve serbest zihin akışı yönteminin öne çıkması tamamen yazarın kişisel tercihidir.
Temalar: “Kutuplarda bir gün” ve “Zamanı esnetmek”
[Anahtar kelimeler: izole, gerginlik, habitat, küresel ısınma, araf, çember] Mektup
Sevgili X,
Gördüğüm ikinci büyük aldanış, bahçedeki portakal ağacı güneşe kandı ve bu yıl erken açtı.
TikTok’ta stratejiler var oysaki! “Çok sıcak, aç!” mesajına o da senin gibi görüldü atabilirdi.
Şimdi soğuk— güneş, ghosting yaptı ve çiçekleri donuverdi.
Seneye açmaz, kurt yediği soğuğu unutmaz— ama kurt mu kaldı? Hâlâ var mı?
İçimde bir kurt var, evet. Kemiriyor dört bir çeperini, içim dışım oluyor.
Elim Gönder’e gidecekken titriyor. Hava bir soğuk bir sıcak.
Akşama fırtına bastıracakmış. Ölü Mevsim’i henüz izlemedim.
Ölmediysen ses ver, birlikte izleyelim.
Sevgiler,
B.
Yazarın Notu: Bu metin, atölye yürütücüsünün verdiği direktif doğrultusunda 4 dakikalık sınırlı süre içerisinde küresel ısınma konseptli bir aşk mektubu olarak tasarlanmıştır. Birisiyle iletişim kurmak için kullanılan yöntemlerden biri olan mektup türündeki bu eser, türüyle çelişir bir biçimde, içeriğinde bir iletişimsizlik anlatısı kurar. Metnin, akan uzun ve pürüzsüz cümleler yerine parçalı, kopuk ve kesik kesik cümlelere yer vermesi, bir yandan iletişimdeki kesintiyi yansıtırken, öte yandan telegrafik2 yapısı iletişime duyulan ihtiyacın aciliyetini temsil eder. Aynı aciliyet, kesinti ve iletişimsizlik okumasını çevre krizi bağlamında da yapmak mümkündür. Böylelikle metin, hem bireyler arası hem de doğadaki türler arası kopukluğa vurgu yaparak, hayatın birbiriyle bu denli bağlantılı olduğu bir ekosistemde organizmalar arasındaki bağların zayıflamasının nasıl krizlere yol açabileceğine dikkat çeker.
5 Cümle
Isınırken hayat, soğuyor içim,
yeni bir yol ve rota, sebepsiz değil
bu bekleyiş, fakat öldüren
ve yok eden, yine yeni
bir döngü, bir kâbus
hayat, belki bir bekleme
odası, kayıp bir sefere giden kim var aramızda?
hangimiz? Biz, ben ve siz,
hangi ağın veya ayın birleşen ucuyuz
dönüp birbirine dolanan, var olan ve yok olan
her havada ısınan ve soğuyan, sonra boşlukta uçuşan?
Yazarın notu: Bu metnin, atölye yürütücüsünün verdiği direktife göre, 2 dakika içinde üretilen 5 ayrı cümleden oluşması gerekmektedir. Buna karşın metinde cümleler birbirinin içine geçtiği için, bitiş ve başlangıç yerleri belirsizleşmiştir. Formdaki bu belirsizlik içerikte anlatılan yaşam ve ölüm arasındaki belirsizlikle de benzerlik göstermektedir. Benzer şekilde, metinde sorular cevaplara, cevaplar sorulara karışmıştır. Doğanın ve insanın aktif ve pasif rolleri de tıpkı soru soran ve cevap verenin rolleri gibi belirsizdir. Hem formun hem de içeriğin yarattığı bu vuzuhsuzlukta dairesel olarak hareket eden anlatı, bir çemberi ve döngüyü andırmaktadır. Her ne kadar anlatıda “juxtaposition”, yani iki tezat öğeyi yan yana kullanma tekniği ön plana çıksa da, metindeki belirsizlik ve dairesel hareketler bu tezatlıkların ve farklılıkların birbirinin içine geçerek ortadan kalkmasıyla son bulmaktadır. Metinde “Ben ve Öteki” arasındaki fark gitgide silikleşirken tezatlıklar ve ayrıştırıcı unsurlar zamanla ortadan kalkmaktadır. Böylelikle metin bu daireselliğiyle her şeyi birbirine bağlayan ve birleştiren bir işlev görmektedir.
Serbest Yazım
Isındığında burası, vardı bir orası,
Sıcak cehennem olduğunda soğuktu kaçışı,
Arkasında bıraktığı kendi yalnızlığı,
Gölgesi vardı kararttığı,
Işığını kapattığı gözleri,
Kendini görmezdi—
Bu yüzden varlığıydı ispatı,
Deliller ve eller hepsi suç ortağı
Bir mecburiyet anı, bir telaş—
Bavullar umut dolu,
Hepsi kendine,
Kendisi ve öteki aynı istasyonda,
Terminal bir hastalık,
Toplu bir suicide,
Kimin hayatı kimin yuvası
Yakınında tuttuğu bir buz dağı,
Eridiğinde elinde varlığı,
Bir iskelet ve bir istek
Bindiler bir trene
Gittikleri yerler
Duraklarda onları bekler
Fakat aydınlıktı anlar,
Damarlarında kanlar
Tek hayat kendilerinin sandılar,
Tepeleri düzlük,
Düzleri yükseltmek,
Up up up
Kafalarında çalan hep o şarkı
Kazdıkça kazdılar toprağı
Su çıkmayınca, ateş—
Sardı her yeri,
ve yanan, sanan ve anan
Sonunda kim ağlayan
Ağıt:————
İçi düz, aklı düz, anlatısı düz,
Bir ütü var elinde
Demirin icadından beri
Tüm eğriler doğru oldu.
Telaşları içinde
Var bir hevesi,
Sahip olmak anlara—ve anlama
İstediği yöne gittiler
Ezerek yok ettiler,
Büyütmek mümkün mü?
Çöplüklerde umut var,
Tek kullanımlık,
Plastikler ve poşetler.
Ellerinde jiletler
Kazıdılar tüm kılları
Ve bir heykeltraş gibi
Tüm taşları yontup
Kulelerin tepesine
Şemsiyeler ve ağaçlar koydular
Kuşlar yumurtladığında kesildi sesleri
Şemsiyeden selleri ve kaleleri,
savaşçıydılar—
Kendileriyle savaştılar
Akan kanlar bir yandan doldu
Bir yandan boşaldı cepler,
İçleri çakıl dolu
Çalıların arasında,
Kalmadı hiçbir canlı, — “vahşi”
Kimin sesi, öteki ve kendisi
Zihin akışının içinde
Bir ucu kararırken
Diğeri yandı
Bu yüzden görmediler:
Parmakları—
Hep tek yönü işaret etti.
İki uçlu bir varlık
Başını bildi fakat
Sonu eksikti
Sonunu gördüğünde ise
Başını görmeye yeltenmedi.
Bu yüzden bilemezdi,
Başı ve sonu aynı
Hikâyeler yazdı
Tekerrür eden
Ve bu tekrar ile
Bir çembere bürünen
Hatları belirsiz bir evren
Vuzuhsuz dört bucak
Var dört bacak,
Ve kök salacak toprak,
Yayıldılar, yandılar ve yalvardılar
Bilmedikleri bir tanrıya
Kurtarsın diye onu kurtlar
En başındana öldürdükleri bir kahraman
Bir an ve zaman
Yanan, yaşayan
Var olan
Yok olan.
Yazarın notu: Bu metin verilen tema etrafında on beş dakika boyunca durmaksızın yazılarak oluşturulmuştur. Başka bir deyişle, metin serbest yazım (free-writing) tekniği kullanılarak üretilmiştir. Anlatı, hayatta kalma arzusuyla yeni yerler ve kaçış noktaları arayan türlerin, bu kaçış sürecinde aynı zamanda kendilerinden ve kendi yarattıkları krizlerin sorumluluğundan kaçışına da vurgu yaparak başlar. İnsanın hem tür olarak hem de bireysel açgözlülüğüne ve bencilliğine dikkat çeken metin, onun kendini diğer türlerden ayırarak doğayı inkâr edişini de gözler önüne serer. Böylelikle insanın her şeyi rasyonelleştirip tek tipleştirerek doğa üzerinde hegemonya kurma çabalarına eleştirel bir ayna tutar. Bu bencilliğin ve doğa manipülasyonunun sonucunda, yaşanmaz hâle gelen diyarlardan yeni ve uzak yerlere kaçış çabalarının beyhudeliğine işaret eden anlatı, insanın bütüncül düşünemediği için kendi yazdığını sandığı hikâyenin içinde dahi bir noktada kaybolarak körleşmesine vurgu yapar. Metin, bu tekrar eden yıkıcı insan eylemlerinin sonucunun bir istasyon gibi onları beklemekte olduğunun altını çizerek son bulur. Bu anlamda, durmaksızın yazma aktivitesi, insanın durmaksızın tüketme ve yok etme eylemleriyle paralellik gösterir.
Yukarıda yer alan üç üretim örneği de akışkan ve muğlak doğaları itibarıyla, başkaları tarafından ya da yine aynı kişi tarafından üretilen diğer parçalarla birleşip karışabilme potansiyeline sahiptir. Devised tiyatro üretimi aşamasında, kimi zaman bu üç metin gibi aynı kişi tarafından bireysel olarak üretilen işler, kimi zaman ise birlikte üretilen birbirinden bağımsız içerikler, ekip tarafından elenip işlenerek bir şekilde bütün oluşturacak bir metne dönüştürülürler. Her ne kadar ilk etapta bu izole parçalar birbiriyle alakasız gibi görünse de, aslında ortaya atılan ilk kelimeden itibaren, o kavramın ekipte uyandırdığı zihinsel ve duygusal çağrışımlara göre anlatı bir yön ve ivme kazanır. Bu süreçte gerek çatışarak gerekse ortaklaşıp benzeşerek birbirine temas eden bu parçalar nihayetinde çok katmanlı heterojen bir bütün oluşturur. Böylelikle ekipteki her bir bireyin kendi perspektifinden ve hafızasından doğan anlatı, kolektif hafızada kendine bir yer bularak yolculuğuna devam eder. Bu hâliyle, bu ortak üretim sürecini bireysel hafızayla kolektif hafızanın kesişmesi olarak da nitelendirmek mümkündür. Bu süreç sonucunda ortaya çıkan bu çok sesli anlatı ise, Mikhail Bakhtin’in “dialogism”3 ve “polyphony”4 kavramlarıyla benzerlik göstermektedir, zira bu yapının içinde anlam tek bir merkezden değil, farklı bakış açıları arasındaki etkileşimden doğar. Dahası, bu çok katmanlı yapının içindeki sesler farklı toplumsal sınıfların, mesleklerin, kuşakların, ideolojilerin tınılarını taşır, yani Bakhtin’in ifadesiyle “heteroglossia” oluşturur. Parçaların birbiriyle temas ederek oluşturduğu bu heterojen yapıyı “intertextuality” kavramıyla da açıklamak mümkündür, çünkü ortaya çıkan eser farklı seslerin, metinlerin, deneyimlerin ve zihinlerin bir mozaiğidir. Bu anlamda devised tiyatro sonucu oluşan metnin, hem farklı seslerin kendi hâlinde hem de birbiriyle bir bütün oluşturacak şekilde var olduğu yaşayan bir “intertext”5 olduğunu söylemek mümkündür.
Son olarak atölyede oluşturulan üç metnin yanına iliştirilen yazar notlarına değinmek gerekir. Her ne kadar söz konusu metinler “automatic writing” gibi bir stille, spontane olarak yaratılmış olsa da, sonradan yanlarına eklenen bu notlar, onları belirli bir yorumlama süzgecinden geçirerek bütüncül bir anlam oluşturma çabası içine girmektedir. Söz konusu metinleri yazarın kendi kişisel devinimleriyle de açıklayıp anlamlandırmak pek tabii mümkünken; yazar, sonradan yazdığı bu notlarda, atölyede belirlenen temaları bir yol haritası olarak benimseyerek anlatıyı bu doğrultuda çerçeveleyip yeniden yapılandırmıştır. Bu anlam oluşturma çabası insan aklının benzerlik ve farklılıklardan yola çıkarak rasyonalize etme eğiliminin tipik örneklerinden biridir. “Self-reflexive” ya da “meta-commentary” olarak nitelendirilebilecek bu notlar, aslında bir anlamda aklın kendisine seyirci olması olarak da ifade edilebilir. Bu işlem metinlerin yazarının bizzat kendisi tarafından yapılıyor olsa dahi, nihayetinde varacağı sonuç üretilen anlamı baştan yazıp var etmektir. Editoryal süreçte ise dış bir göz tarafından okunan metin, editör ve yazar arasında gerçekleşen diyaloglarla farklı anlam katmanları kazanarak bir kez daha biçimlenmiştir. Yazarın kendi notlarını tek başına ya da editörle istişare ederek yorumlayıp anlamlandırırken gösterdiği çabanın bir benzeri, devised tiyatro oluştururken üretilen parçaların birleştirilmesi sürecinde de duruma göre yönetmen, dramaturg ve oyun ekibi tarafından gösterilmektedir. Ürettiği izole parçaları birleştirip bir nevi kültürel ve belleksel bir kolaj oluşturan ekip, daha sonra bu işi sahneleyip başka akılların seyrine sunacaktır. Bu çabanın sonucunda oluşturulan işi izleyen seyirci ise yine kendi çerçevesinden benzer bir çaba içine girerek izlediğini anlamlandırma gayretine düşecektir. Böylece hiçbir şeyden doğan ve her şeye dönüşen anlam yolculuğuna bu duraklarda anlık molalar vererek devam edecektir.
Göstergelerarası çeviri (intersemiotic translation), Roman Jakobson’a (1959) göre, bir gösterge sisteminden (ör. sözel dil) başka bir gösterge sistemine (ör. hareket veya görsel) anlam aktarımını ifade eder.
Telegrafik anlatım, kısa, kesik ve eksiltili bir dil kullanımını ifade eder; anlamın tam cümleler yerine parçalar ve boşluklar üzerinden kurulduğu bir anlatım biçimidir.
Mikhail Bakhtin’e göre (2000) dialogism, anlamın tek bir otorite ya da merkezden değil; farklı sesler, bakış açıları ve söylemler arasındaki sürekli bir diyalog içinde oluşmasıdır.
Mikhail Bakhtin’e (1984) göre polyphony, metin içinde birbirine bağımlı olmayan, kendi bilinci ve perspektifi olan farklı karakter seslerinin bir arada bulunduğu çok sesli bir anlatı yapısıdır.
Metinlerarasılık (intertextuality), bir metnin başka metinlerle bağlantılı olduğunu ve tek başına var olmadığını ifade eder. Anlam, metnin yalnızca kendi içinden değil, metinler arasındaki ilişkilerden doğar (Kristeva, 1980; Hutcheon, 1988).
Kaynakça
Bakhtin, Mikhail M. Problems of Dostoevsky’s Poetics. Translated by Caryl Emerson. Minneapolis: University of Minnesota Press, 1984.
Bakhtin, Mikhail M. The Dialogic Imagination: Four Essays. Translated by Caryl Emerson and Michael Holquist. Austin: University of Texas Press, 2000.
Barthes, Roland. Image, Music, Text. Translated by Stephen Heath. New York: Hill and Wang, 1977. Originally published in 1967.
Hutcheon, Linda. A Poetics of Postmodernism: History, Theory, Fiction. New York: Routledge, 1988.
Jakobson, Roman. “On Linguistic Aspects of Translation.” In On Translation, edited by Reuben A. Brower, 232–239. Cambridge, MA: Harvard University Press, 1959.
Kristeva, Julia. Desire in Language: A Semiotic Approach to Literature and Art. Translated by Thomas Gora, Alice Jardine, and Leon S. Roudiez. New York: Columbia University Press, 1980.
Surowiecki, James. The Wisdom of Crowds: Why the Many Are Smarter Than the Few and How Collective Wisdom Shapes Business, Economies, Societies, and Nations. New York: Doubleday, 2004.
Serpil Göğebakan Kimdir?
Serpil Göğebakan, İngiliz dili alanında eğitim veren bir öğretim görevlisi ve araştırmacıdır. Araştırma alanları arasında multimodal anlam üretimi, dil ve hareket ilişkisi, prozodi ve konuşma ritmi, performans ve dil ilişkisi yer almaktadır. Çalışmaları, Routledge gibi uluslararası yayınevleri tarafından yayımlanmıştır.
Akademik çalışmalarının yanı sıra çağdaş dans, performans ve yaratıcı yazarlık ile ilgilenir. Bu doğrultuda, kamusal alanda gerçekleşen rastlantısal karşılaşmaları sözsel, ritimsel ve harekete dayalı doğaçlama performatif olaylara dönüştürür. Bu karşılaşmalarda, gerek çoğul anlamlar gerekse pragmatik kırılmalarla alışılageldik konuşma pratiklerini sekteye uğratırken, bu gündelik diyalogları anlamın o anda ve orada katılımcılarla birlikte yeniden üretildiği bir deney alanına çevirir.






