Festival Günlükleri’nin ilk edisyonunda festivalleri belirli bir zaman ve mekânda yoğunlaşan “geçici ekosistemler” olarak düşünmüş, her festival dosyasının kendi bağlamını dinleyen bir dramaturjik yaklaşımla yeniden kurulması gerektiğini yazmıştık. Gümüşlük Akademisi Tiyatro Festivali’nde aynı bahçede yaşamak, gündelik hayatı paylaşmak ve ekiplerin birbirlerinin üretim süreçlerine yakından tanık olması günlüklerin ritmini belirlemişti. Festival Günlükleri’nin ikinci çalışma alanı olan Solofest 6 ise bizi başka bir festival deneyimiyle karşılaştırdı.
Mordem Sanat tarafından altıncı kez düzenlenen Solofest, 16-26 Ekim 2025 tarihleri boyunca Diyarbakır’da farklı mekânlara yayıldı. Performanslar, paneller, atölyeler, bir açılış konseri ve oyunların ardından devam eden uzun konuşmalar festivalin on bir günlük akışını oluşturdu. Farklı ülkelerden gelen sanatçılar, farklı diller ve sahne gelenekleriyle aynı program içinde buluştu. Festivalin bu edisyonu “Kaybolmanın Eşiğinde / Li Ber Wendabûnê” başlığını taşıyordu.
Bu başlık Mordem’in uzun süredir yürüttüğü kültürel miras çalışmalarının içinden geliyor. Kaybolma riski taşıyan anlatılar, ritüeller, oyunlar, diller ve gündelik pratiklerle bugün nasıl ilişki kurulabileceği sorusu, kurumun çalışmalarında ve Solofest’in önceki edisyonlarında farklı biçimlerde sürdürülmüş. Altıncı edisyonda bu araştırma, uluslararası bir programın içine yayılarak farklı coğrafyalardaki kayıp, aktarım ve hafıza deneyimlerini yan yana getirdi.
“Eşik” kavramının geçiş ritüelleri üzerine yapılan çalışmalardaki kullanımı, festivalin başlığını düşünürken bize bir imkân sundu. Arnold van Gennep, geçiş ritüellerini kişinin önceki konumundan ayrıldığı, bir eşikten geçtiği ve yeni bir konuma katıldığı üç aşamalı bir süreç içinde ele alır. Üstelik bazı durumlarda bu geçiş döneminin kendi başına bağımsız bir hâle dönüşebileceğini söyler. Victor Turner’ın daha sonra geliştirdiği liminalite düşüncesinde ise eşikteki özne artık önceki konumunda değildir, henüz yenisine de yerleşmemiştir; yerleşik sınıflandırmaların arasında bulunur. Solofest boyunca “Kaybolmanın Eşiğinde” başlığı bizim için giderek böyle bir zaman duygusu kazandı. Bir anlatının, ritüelin, dilin, mekânın ya da hafızanın hâlâ burada bulunduğu; gelecekte nasıl var olacağının ise henüz belli olmadığı bir zaman.
Bu belirsizlik, festivalde sık sık aktarım meselesiyle kesişti. Homi Bhabha’nın kültürel çeviri düşüncesi, kültürel anlamların sabit kalmadığını; aktarım içinde yeniden sahiplenilebildiğini, yeniden okunabildiğini ve başka bağlamlarda yeniden kurulabildiğini düşünmeye imkân verir. Solofest’te bu hareketi somut biçimlerde gördük: anlatılar başka dillerden, ritüeller başka bedenlerden, hafızalar başka sanatsal biçimlerden geçerek yeniden kuruldu. Bu hareket kaybı ortadan kaldırmıyor ve her şeyin başka bir biçimde yaşamaya devam edeceğine dair güvence vermiyor. “Kaybolmanın eşiği” tam da bu ihtimalin henüz açık olduğu hassas bir zamana işaret ediyor.
Bu zamanın içinde aktarım her seferinde başka bir biçim aldı. Ayin-i Pehlevani, bugün bu ritüele katılması yasaklanan bir kadın bedeninde yeniden ele alındı. Medea yüzyıllardır taşıdığı yargılarla birlikte başka bir coğrafyada, başka bir dilin sınırlılıkları içinden yeniden soruldu. Bir dengbêjin sesi hikâyeyi yeni dinleyicilere taşıdı. Sur’un hafızası sokaklar, yapılar ve değişen kent dokusu üzerinden konuşuldu. Depremden sonra geriye kalan bir ev ise görüntülerde, bedende ve sahneye dökülen toprakta yeniden belirdi. Bu karşılaşmalar bize kaybolmanın yalnızca son ana ait bir mesele olmadığını hatırlattı. Henüz burada olanla kurduğumuz ilişki de kaybın tarihine dahildir.
Solofest’in Festival Günlükleri açısından en belirleyici özelliklerinden biri oyunların ardından kurulan konuşma alanları oldu. Mordem’de fuaye, gösterim bittikten sonra seyircilerin dağıldığı bir geçiş alanından daha uzun bir zamana sahip. Seyirciler kalıyor, sanatçılarla karşı karşıya oturuyor, sorular soruyor, anlamadıkları yerleri söylüyor ve eleştirilerini doğrudan paylaşıyor. Festival boyunca bu konuşmaların bazen oyunun içinde açılan bir soruyu büyüttüğüne, bazen sanatçının üretim koşullarını görünür kıldığına, bazen de ciddi görüş ayrılıkları yarattığına tanık olduk.
Diyarbakır seyircisinin bu açıklığı dosyanın yazılma biçimini de etkiledi. Gümüşlük edisyonunda da yer verdiğimiz “Neler Tartışıldı?” bölümleri Solofest’te daha belirgin bir ağırlık kazandı. Bu bölümlerde söyleşileri soru-cevap tutanaklarına dönüştürmek yerine, oyunların ardından ortaya çıkan dramaturjik tartışmaların izini sürmeye çalıştık. Sahnedeki bir imge, oyunculuk tercihi, kullanılan dil, ritim ya da temsil biçimi fuayede başka sorulara açıldığında bu hareketi kayda aldık. Seyirciler arasında farklılaşan görüşleri, sanatçıların verdikleri yanıtları ve zaman zaman uzlaşmadan kalan meseleleri de bu kaydın içinde tuttuk. Festivalin hafızasının önemli bir parçası, tam da bu konuşmalarda oluşuyordu.
Dosya boyunca Özden ve Yaşam’ın festival sırasında tuttuğu günlükler, daha sonra birlikte oluşturduğumuz editöryal metinlerle yan yana geliyor. Performans değerlendirmeleri, kişisel notlar, oyun sonrası tartışmalar, festival yürütücüleriyle yaptığımız söyleşi, panellerden ve atölyelerden alınan kayıtlar aynı festivalin farklı katmanlarına bakıyor. Barış Işık ve Recep İçen’in katkıları da dosyanın festivalin içinden konuşan seslerini çoğaltıyor. Her işe aynı mesafeden ve aynı biçimde yaklaşmak yerine, sahada açılan soruların peşinden gitmeyi tercih ettik.
Bu dosya festivalin ardından planladığımızdan çok daha uzun bir sürede tamamlandı. Solofest 6 Ekim 2025’te sona erdi; elinizdeki dosyayı neredeyse bir yıl sonra yayımlıyoruz. Bu süre içinde Dramatist de önemli bir dönüşüm yaşadı. Bir platform olarak yürüttüğümüz çalışma dernekleşti; yeni bir kurumsal yapı, çalışma düzeni ve sürdürülebilir bir üretim modeli kurmak uzun süre temel gündemimiz oldu. Festival Günlükleri’nin editoryal süreci bu dönemde yavaşladı.
Festival sırasında yazılan cümlelerle bugün yayımlanan dosya arasında aylar var. Sahada tutulan notların yakınlığına, daha sonra yapılan araştırmalar, yeniden okumalar ve editoryal tartışmalar eklendi. Bazı sorular festival sırasında taşıdığımız biçimini korudu; bazılarını aylar sonra başka türlü gördük. Festival Günlükleri’nin bu edisyonu bu iki zamanın izini birlikte taşıyor.
Bu uzun hazırlık süreci dosyanın sınırlarını da daha görünür kıldı. Festival programında yer alan İtalya’dan PerpetuaPax! için ayrı bir performans yazısı üretmedik. Yaşam gösterimi izledi. Ancak gösterim sonrası söyleşiye katılamadık ve performansı Festival Günlükleri’nin gerektirdiği kapsamda bağlamlandırabileceğimiz yeterli saha kaydı oluşmadı. Hakkında güvenle konuşamadığımız bir alanı sonradan doldurmak yerine, bu eksikliği burada kayda geçirmeyi tercih ettik.
Festival Günlükleri’nin ikinci edisyonunu, Solofest 6’da sahnelenen işlerin yanı sıra festival boyunca kurulan karşılaşmaların, açılan tartışmaların, söylenen ve sonradan düşünülmeye devam eden sözlerin bir kaydı olarak bırakıyoruz. Aradan geçen zaman, festival sırasında tuttuğumuz notlarla bugün onlar üzerine yeniden düşünürken kurduğumuz cümleleri aynı dosyanın içinde buluşturdu. Umarız bu çalışma, ileride 2025 sonbaharında Diyarbakır’da nasıl bir festival alanı kurulduğuna, hangi soruların dolaşımda olduğuna ve birbirinden farklı üretimlerin nasıl yan yana geldiğine dönüp bakmak isteyenler için bir iz taşır.
Bu süreci bizimle paylaşan, Festival Günlükleri’ne alan açan Mordem Sanat’a ve tüm gönüllü ekibe, festival boyunca deneyimlerini, üretim süreçlerini ve sorularını bizimle paylaşan sanatçılara, yürütücülere ve katılımcılara, oyunlardan sonra kalıp konuşan, eleştiren, merak eden ve fuayeyi festivalin önemli bir parçasına dönüştüren Diyarbakır seyircisine teşekkür ederiz.
Keyifli okumalar!


