Festival Günlükleri: Giriş
Bu yazı, Dramatist'in Festival Günlükleri projesinin niyetine ve dosyanın hangi sorular etrafında şekillendiğine dair bir bakış sunuyor.
Tiyatro festivalleri, festivalin hangi şehirde gerçekleştiği, kimler tarafından organize edildiği, hangi mekânların kullanıma açıldığı, oyun seçkisinin hangi kriterlere göre belirlendiği, ekonomik-organizasyonel şemasının nasıl biçimlendiği ve buna bağlı olarak sürdürülebilir olup olmadığı bakımından uygulanan kültür politikalarına ve sivil inisiyatif alanlarının ölçeğinine dair bir şeyler söyler.
Bu bağlamda, bugün Türkiye’de gerçekleşen herhangi bir bağımsız tiyatro festivalinde ekonomik koşullar ile sanatsal tercihler birbirine dolanır. Peki, bu dolanıklığın bizi sürüklediği “az oyunculu, az dekorlu prodüksiyonlar” sahiden bir sanat dili oluşturuyor mu, yoksa adı konmayan bir zorunluluk olarak göz ardı mı ediliyor?
Dramatist’in Festival Günlükleri projesi, festivallerin nasıl bir üretim ve karşılaşma alanı açtığını arşivleyerek bu ve benzeri soruları merkeze alan ve alanların çağdaş tiyatrodaki yerini görünür kılmayı amaçlayan bir dramaturji pratiğidir.
Geçici Ekosistemler
Dramatist, tiyatroyu sürekli devinim hâlinde olan bir ekosistem olarak kavrar. Bu perspektiften bakıldığında her festival, belirli bir zaman diliminde ve belirli bir mekânda gerçekleşen, farklı amaçlar etrafında bir araya gelen ama doğası gereği geçici olan bir mikro-ekosistemdir. Bu mikro-ekosistem, ilişkiler, karşılaşmalar, koşullar ve deneyimler üretir. Festival Günlükleri tiyatro ekosisteminin başka varoluş biçimleri üzerine düşünürken bir proje olarak ortaya çıktığında, festivallerin kısa bir süreye ve geçiciliğe tabi olan bir örgütlenme alanı olarak kavranmasının dramaturjik bir perpsektifi ve arşivleme pratiğini mümkün kıldığını düşündük. Bu geçici ekosistemi belgeleme arzusu Dramatist için üç temel yönelim belirlemekte:
İlişkilerin kaydını tutar. Festival, katılımcılar, ekipler ve izleyiciler arasında kurulan çok katmanlı ilişkilerin yoğunlaştığı bir alan yaratır. Bu ilişkilerin izini sürmek, festivallerin kendine özgü ilişkisel yaklaşımını kavramaya olanak tanır.
Mekânın bağlamsallığını açığa çıkarır. Her festival, gerçekleştiği mekânın ekonomik, toplumsal ve fiziksel koşullarına yerleşir. Bu koşullar üretim biçimlerini, alımlama pratiklerini ve karşılaşmaların yönünü belirleyen bir çerçeve oluşturur. Mekânın sunduğu olanakları ve dayattığı sınırları okumak günlüklerin dramaturjik odağını belirler.
Geçiciliğin özgün deneyimlerini görünür kılar. Festivaller, çoğunlukla periyodik aralıklarla (örneğin yılda bir kez) gerçekleşen ve sınırlı bir süreye yayılan oluşumlardır. Bu nedenle festival deneyimi, kısa bir zaman diliminde yoğunlaştırılmış karşılaşmalar üretir. Sanatçılar ve topluluklar başka mekânlardan gelip belirli bir süre aynı yerde bulunur. Seyirciler içinse festival çoğunlukla yoğun bir program eşliğinde deneyimlenir. Bu geçici ekosistem hem gerçekleştiği mekânın belleğinde iz bırakır hem de tiyatroda/tiyatroyla bir araya gelmenin kendine özgü ve farklılaşmış bir biçimini ortaya çıkarır.
Festival Günlükleri, bu tür geçici ekosistemleri kayda alarak orada ortaya çıkan iş birliği biçimlerini, kavramsal odakları ve deneyimsel yoğunlukları görünür kılar ve çağdaş tiyatro pratiğinin bugünkü yönelimlerini anlamayı amaçlar.
Bağlama Özgü Dramaturjik Yaklaşım
Her festival, onu mümkün kılan bağlamın içinde gerçekleşir. Dolayısıyla festivalin dramaturjisi, toplumsal, ekonomik ve mekânsal koşullar altında biçimlenir. Farklı coğrafyalarda tiyatro festivallerinin farklı odaklar geliştirmesi bu nedenle kaçınılmazdır. Avrupa’daki bir festivalin uzun kurumsal bir geçmişe ve istikrarlı kamusal fonlara yaslanan yapısı, küratöryel risk alma kapasitesini genişletebilirken1, başka bir coğrafyada yerel bir inisiyatif tarafından yürütülen festival, konaklama altyapısı, ulaşım olanakları ve bütçe kısıtlılıkları nedeniyle daha küçük ölçekli, dolaşıma uygun ve az oyunculu yapımlara yönelmeyi gerektirebilir.2 Türkiye bağlamında da festivaller benzer biçimde kendi koşullarını görünür kılar. Büyükşehir belediyelerinin düzenlediği festivaller, güçlü bütçeler ve kurumsal yapılar sayesinde yoğun programlar, geniş ölçekli prodüksiyonlar ve çok mekânlı yerleşimler kurabilirken3, Türkiye’nin farklı şehirlerinde bağımsız girişimlerle yürütülen yerel festivaller4, çoğu zaman mekânsal, ekonomik ve lojistik koşullara göre üretim modelleri geliştirmek zorundadır. Bu festivallerde bütçe kısıtı belirleyici bir role sahiptir; gönüllü emeğine dayalı bir ekonomi öne çıkar ve programın ölçeği çoğunlukla bu somut koşullar tarafından şekillenir. Estetik arayışlar tamamen ortadan kalkmasa da üretim tercihleri çoğu zaman mevcut imkânların sınırlarıyla birlikte düşünülür. Bu çeşitlilik, festival deneyiminin tek bir kategori altında toplanamayacağını, her birinin kendi bağlamından doğan özgül dramaturjik koşullara sahip olduğunu gösterir.
Festival Günlükleri’nin bağlama özgü dramaturjik yaklaşımı tam olarak bu noktada konumlanır: her festival dosyasını, o festivalin kendi mekânsal dokusu, üretim ekonomisi, toplumsal koşulları ve katılımcı yapısının oluşturduğu özgün alan içinde yeniden düşünmek. Bu yaklaşım, dosyaların sabit bir şablona dayanmak yerine bağlamı dinleyen, koşullara göre şekillenen ve her festivalin kendi ritmine uyumlanan bir dramaturjik omurga etrafında kurulmasını mümkün kılar.
2025 Gümüşlük Akademisi Tiyatro Festivali
Gümüşlük Akademisi, 1990’ların ortasından beri kültürel ve sanatsal üretime ev sahipliği yapan bağımsız bir vakıf. Akademi’nin bahçesi, kuruluşundan itibaren farklı disiplinlerden sanatçıların bir araya geldiği, mekânın kendi ritminin üretim süreçlerine doğrudan etki ettiği bir buluşma alanı olarak düşünülmüş. Arazideki bitki örtüsü, canlılar, yapıların konumu ve kullanım biçimleri, yıllar boyunca sanatçıların birbirleriyle kurdukları temasın, birlikte yaşama biçimlerinin ve üretim ritimlerinin maddi koşullarını oluşturmuş.
2025 yılında festival üçüncü kez düzenlendi. Altı oyunun katıldığı program, katılımcı ekiplerin aynı yerde konaklamasını, gündelik hayatı paylaşmasını ve üretim süreçlerini kolektif bir ritim içinde sürdürmesini mümkün kıldı. Gümüşlük Akademisi Tiyatro Festivali, Festival Günlükleri’nin bağlama özgü dramaturjik çerçeve içinde ele aldığı ilk çalışma alanı. Festivalin bağımsız tiyatro toplulukları arasında karşılıklılık ve temas üzerine kurulan ilişkilenme biçimi belirleyici. Bu yapı, gündelik hayatla sanatsal üretim arasındaki sınırların geçirgenleştiği bir ekosistem kuruyor. Bu ekosistem Festival Günlükleri’nin neyi merkeze alacağını, yazının ritmini ve duyarlılığını belirleyen bir çerçeve oluşturdu.
Tanıklığı Yazmak: Festivali İzleyen İnsanlar Var
Festival Günlükleri: 2025 Gümüşlük Akademisi Tiyatro Festivali dosyasında bu yazma, kaydetme ve arşiv oluşturma metodunu ilk kez sahada sınadık. Bu süreçte günlük formu, festivalin gündelik akışını kaydetmeye elverişli bir araç olarak öne çıktı. Eleştirel yazıların ya da izlenim metinlerinin çoğu zaman üstü kapalı biçimde taşıdığı “nesnellik” beklentisi karşısında Donna Haraway’in “konumlanmış bilgiler” tartışması bize güçlü bir arka plan sundu. Haraway, bedeninden ve tarihinden bağımsız, her şeyi gören bir bakışın mümkün ve arzu edilir olduğunu varsayan “yukarıdan” nesnellik iddialarını eleştirir; her bakışın belirli bir yerden konuştuğunu ve bu yerin sorumluluğunu üstlenmek gerektiğini vurgular. Günlük biçiminde yazan kişi, festivalin maddi ve duygusal koşullarının içinden geçen, bu koşulları kendi bedeni üzerinden deneyimleyen ve bu deneyimi analiz eden bir özne olarak konumlanır. Dosyada günlükler, festivalin arka planını “asıl iş”in etrafındaki gürültü olarak dışarıda bırakmaz. Tam tersine, tiyatronun nasıl üretildiğini, bu üretimin hangi koşullarda mümkün kılındığını anlamanın yolunun bu ayrıntılardan geçtiğini düşünen bir gözle yazılır.
Gümüşlük Akademisi Tiyatro Festivali, bağımsız ekipler arasında diyaloğu merkezine alan bir yapıya sahip. Festival boyunca kurulan bu temas alanı, not tutma biçimini doğrudan etkiledi. Dramatist ekibi süreci dışarıdan izleyen bir konumda değildi. Tüm süreci ekiplerle birlikte deneyimledi ve günlüklerde beliren ses, bu yakınlık hâlinin içinden doğan gözlemlere dayandı. Bu yazma biçimi, doğrudan festivalin bağlamı ve odağıyla şekillenen biçimde gelişti; başka festivaller kendi bağlamları içinde farklı biçimler çağırabilir.
Festival boyunca Aslı ve Yaşam ayrı ayrı günlükler tuttu. Bu notlar hem hacim hem yoğunluk açısından birbirinden farklıydı. Dosyada, bu heterojenliği hiçbir müdahale olmadan bırakmak yerine, oyunlar ve günler etrafında örgütlenen ortak bir anlatı kurmayı tercih ettik. Dosyanın içinde yer yer birinci tekil şahısla konuşan günlük parçaları ve oyuna ve güne odaklanan daha mesafeli metinler yan yana duruyor. Bu tercih, hem yazanların konumunu görünür kılmayı hem de her oyuna eşdeğer dramaturjik alan açan ortak bir bakış geliştirmeyi amaçlıyor. Her günün giriş bölümlerine yerleştirilmiş olan bu metinler, festival süresince tutulan günlüklerden yola çıkan ve sonradan masa başında derlenen editöryal bir ses taşıyor. Bu sesi kurgularken bireysel kayıtların ayrıntısını koruyarak festivalin paylaşılabilir hafızasını öne çıkarmayı arzuladık.
Bu çalışmada günlüklerle birlikte Bilgesu Kasapoğlu tarafından yazılan ve festivallerin tarihsel ve kavramsal çerçevesini tartışan bir deneme, festivali koordine eden Emre Çetinkaya ve katılımcı ekiplerle yapılan söyleşiler, festivali takip eden ve yürütücü ekipte yer alan Alis Çalışkan ve Tuğba Sorgun’un deneyim yazıları, festival boyunca ortaya çıkan tartışmaları özetleyen notlar bir araya gelir. Böylece günlükteki öznel ses, daha geniş bir bağlamın içine yerleştirilir. Kişisel deneyim, festivalin yapısıyla, seçkisiyle, mekân ve mekândaki deneyimle ilgili daha genel sorularla bağlanır. Ortaya çıkan şey, homojen bir anlatı değildir. Aynı festivale farklı mesafelerden bakan metin türlerinin birbirini çaprazlayan bir ağıdır. Gümüşlük Akademisi dosyası bu anlamda, ileriye dönük olarak “her festival dosyası böyle olmalıdır” diyen kapalı bir şablon yerine, her yeni bağlamda yeniden kurulacak esnek bir omurgayı deneme imkânı sunuyor.
Festival Günlükleri, Gümüşlük’ten başlayan bu hattı, ileride başka şehirlerde ve başka bağlamlarda sürecek bir dramaturjik arşivin ilk halkası olarak öneriyor. Bugün tutulan notların, yıllar sonra dönüp bakıldığında, bir dönemin tiyatro yapma biçimlerini, tercihlerini ve zorunluluklarını görünür kılan ısrarlı bir hafıza alanına dönüşmesini hedefliyor.
Fransa’daki Avignon Festivali, 1947’den beri devlet desteği ve belediye kaynaklarıyla büyüyen, Avrupa’da istikrarlı kamusal fon modelinin en bilinen örneklerinden biridir. Kurumsal sürekliliği, hem uluslararası büyük prodüksiyonlara hem de deneysel işlere geniş bir alan açma fırsatı sunar.
Bağımsız topluluklar tarafından yürütülen pek çok küçük ölçekli festival, konaklama ve lojistik sınırlılıkları nedeniyle daha taşınabilir, az oyunculu ve düşük teknik gereksinimli yapımlara yönelmektedir.
2025 İstanbul Tiyatro Festivali, uluslararası ortak yapımlar, yerli prömiyerler, dans–performans işleri, açık hava etkinlikleri ve genç sanatçılara alan açan yan programlarla birlikte çok katmanlı bir yapı sunuyordu. Bu çeşitlilik ve hacim, güçlü bir kurumsal altyapının sağladığı planlama ve kaynaklarla mümkün oldu.
Son yıllarda Türkiye’nin farklı şehirlerinde bağımsız girişimlerle yürütülen tiyatro festivallerinin sayısı arttı. Diyarbakır’daki Mordem Solofest, Kaş Tiyatro Günleri, Artvin Borçka Tiyatro Festivali ve Gaziantep’te düzenlenen Gazişehir Tiyatro Festivali gibi örnekler, sınırlı bütçeler, yerel işbirlikleri ve gönüllü emeğiyle sürdürülen üretim modellerini görünür kılıyor.


