Başka türlüsü mümkün mü? / NOUS’la Söyleşi
Antalya’da ilk kez düzenlenen NOUS Performans Günleri’nin yürütücüleri Aslınur Sarıca Ünal ve Mehmet Salih Sezgin’le metropol dışında alternatif bir sanat alanı kurma deneyimini konuştuk.
Antalya’da bu yıl (Haziran 2026) ilki gerçekleştirilen NOUS Performans Günleri, “Başka türlüsü mümkün mü?” teması etrafında şekillenen, mekâna özgü performansları, yürüyüş rotalarını ve aktif seyir deneyimini bir araya getiren çok taze ve alternatif bir oluşum.
Festivalin yürütücüleri (aynı zamanda tasarımcı/performansçıları) Aslınur Sarıca Ünal ve Mehmet Salih Sezgin ile festival sürecini değerlendirdik.
Festivalin ana teması “Başka türlüsü mümkün mü?” sorusu üzerine kurulu. Antalya sanat ortamında ya da genel olarak endüstrileşmiş sanat dünyasında hangi eksiklikler veya sıkışmalar size bu soruyu sordurdu? NOUS Performans Günleri nasıl doğdu?
Temel hareket noktamız, metropol ile yerel arasındaki kültür-sanat üretiminin ve çeşitliliğinin asimetrik dağılımı oldu. Türkiye’nin farklı kentlerinde formel olarak aynı sanat eğitimini alan mezunlar, ne yazık ki çağdaş üretim zenginliğine ve estetik çeşitliliğe erişimde eşit koşullara sahip değiller. NOUS Performans Günleri, tam da bu merkeziyetçi yapıya karşı alternatif bir araştırma alanı sunma arzusuyla doğdu. Temel amacımız; yereldeki kültür-sanat ekosisteminin çeperlerini genişletmek, çağdaş anlatı biçimlerini çoğaltmak ve bu sayede Antalya’daki sanatçıların üretim perspektiflerine yaratıcı, araştırmaya dayalı bir destek sunabilmekti.
“Nous” kavramı felsefi olarak akıl, sezgi ya da zihin gibi anlamlara karşılık geliyor. NOUS’ un misyonunda ise “bedeni bir bilgi alanı, mekânı yaşayan bir organizma olarak görmek” var. Bu kavramsal çerçeve festivalin oluşumuna ve pratik uygulamalarına nasıl yansıdı?
“Nous” kavramının zihin, idrak ve sezgiye dayanan felsefi bağlamının yanı sıra, Fransızcadaki “biz” anlamına da özel bir vurgu yapıyoruz. Bu, aslında bir kolektif eylemliliğe ve birlikte idrak edebilmeye yönelik açık bir davet. Bedeni bir bilgi alanı, mekânı ise yaşayan bir organizma olarak ele alan bu yaklaşımı, tüm sanatsal üretimlerimizin ve somatik araştırmalarımızın merkezinde tutuyoruz. Festival sürecinde bu kavramsal çerçeve, davet ettiğimiz sanatçılarla sonuç odaklı bir tüketim nesnesi üretmek yerine, tamamen süreç odaklı bir yapı inşa etmemizi sağladı. Festivalin temel estetik seçimlerine ortak karar vermek, birbirimize karşı şeffaf bir iletişim zemini kurmak ve yatay bir hiyerarşi gözetmek, bu biz olma hâlinin doğrudan pratik yansımalarıydı.

Performans sanatları ve alternatif pratikler genellikle metropollere (İstanbul, Ankara vb.) sıkışma eğilimindedir. NOUS’u Antalya’da konumlandırma motivasyonunuz neydi ve kent performansları nasıl şekillendirdi?
NOUS’u Antalya’da konumlandırma motivasyonu kurucusu Aslınur’un İstanbul’dan Antalya’ya taşınmasıyla oldu. Bu süreç “Metropol dışında sanat üretimi nasıl şekilleniyor ve mekâna özgü dinamikler nelerdir?” sorusunu merkeze almamızı sağladı. Yine Aslınur’un konservatuvardaki eğitmenlik pratiği, buradaki öğrencilerin İstanbul’daki çağdaşlarıyla aynı pratik ve akademik koşullara sahip olmadığını doğrudan gözlemlemesine neden oldu. Bu eşitsizlik yalnızca sahnelenen performansların çeşitliliğiyle sınırlı değil, akademik bilgi, bedensel birikim ve pedagojik yaklaşımlar açısından da belirgin bir fark yaratıyor. İstanbul’daki bir öğrenci, yetersiz hissettiği alanları akademi dışında bağımsız atölyeler ve farklı eğitmenlerle tamamlayabilme esnekliğine sahipken, yerelde bu imkânlar oldukça kısıtlı. Üstelik kentin kendine has ritmi, eyleme geçme pratiğinde bir yavaşlık ve atalet de yaratabiliyor. Metropol dışındaki şehirlerde kurum tiyatrolarının üretim üzerinde hegemonik bir baskınlığı söz konusu, bağımsız alanlar, özel tiyatrolar ve alternatif sahnelerin eksikliği ise yeni estetik arayışları zorunlu kılıyor. NOUS, kentteki bu boşlukta bir inisiyatif alarak hem alternatif bir yaratım hem de sanatsal araştırma alanı açmak üzere şekillendi. Kurum tiyatrolarının repertuvar stratejileri genellikle konvansiyonel sahneleme biçimlerine dayanıyor. Elbette çok kıymetli çağdaş eserler izlesek de estetik ve biçimsel risklerin daha az alındığını gözlemliyoruz. NOUS Performans Günleri, tam da bu yapısal boşluğu doldurma niyetiyle şekillendi. Profesyonel olarak performatif sanatları, dansı ve oyunculuğu meslek olarak seçmiş yaratıcılar için bağımsız, deneysel ve alternatif bir üretim alanı inşa etme arzusu, bizi harekete geçiren temel devindirici güç oldu.
NOUS, geleneksel sahne sınırları yerine sanatçıların seçtiği alternatif mekânlara yayılıyor. Sanatçıların üretim süreçlerinden bahseder misiniz? Bu mekân eşleşmeleri nasıl yapıldı? Şehirdeki mekânları “yaşayan birer organizma” hâline getirirken nelerle karşılaştınız?
Süreç odaklı üretim yapımız tam da bu aşamada devreye giriyor. Mekânla performatif bir etkileşime geçmek, o alandan görsel ve duyusal malzeme toplamak ve sanatçının kendi üretim sürecinin doğrudan öznesi olması bizim için kritikti. Geleneksel tiyatroda çoğunlukla dışarıdan verilmiş bir metnin ve önceden tasarlanmış bir karakterin içine yerleşme pratiği hakimken, mekâna özgü sanatta temel eksen, bedenin doğrudan mekânın kendisiyle kurduğu organik diyalogdur.
Bu doğrultuda, sanatçılarla birlikte belirlediğimiz performans rotası üzerinde keşif yürüyüşleri gerçekleştirdik. Her sanatçıdan, potansiyel barındırdığını hissettikleri alanları belgelemelerini ve bu mekânların onlarda yarattığı bedensel karşılıklara dair notlar almalarını istedik. Doğal olarak ortaya çoklu seçenekler çıktı. Sanatçıların bu alternatifler arasından ekopoetik bir bağ kurabilecekleri ana alanı seçmeleri ve oraya özgü bir proje taslağı geliştirmeleri için onlara ihtiyaç duydukları zamanı tanıdık. Proje yürütücüleri olarak bizler, bir yandan sanatçıları kendi otonom yaratım süreçlerinde serbest bırakırken, diğer yandan kavramsal çerçeveyi koruyan rehberlikler sunduk. Projelerin prova aşamasına kadar estetik tercihlere asgari düzeyde müdahale ederek, sanatçının mekânla kurduğu o biricik ve yer yer savunmasız ilişkinin kendi doğallığında gelişmesini önceledik. Ancak projeler somutlaşmaya ve mekânla bütünleşmeye başladıkça, yürütücüler olarak sürecin içindeki rolümüz daha aktif bir form kazandı. Bu aşamada temel işlevimiz, estetik seçimler üzerine doğru soruları sorarak sanatçının üretim sürecini derinleştirmekti. Aslında bu sorgulama ve tartışma pratiği, kendi ortak çalışmalarımızda da sıklıkla başvurduğumuz bir yöntem. Temel gayemiz, doğru bir estetik mesafeyi koruyarak, yaratıcı yolculuğun doğasında var olan direnci performatif bir enerjiye dönüştürebilmek ve yönlendirebilmekti. Projedeki varlığımızın dramaturjik ve sanatsal destek bağlamındaki esas amacı da tam olarak buydu.
Programda Alptekin Bağlamaç, Ayşe Özil Göncü, Necip Kamiloğlu, Simge Defne gibi isimlerin yanı sıra sizlerin de tasarladığı Biraz Daha Deniz, Hareket Etmesem De Dönüyor Başım performansları yer aldı. Bu çok disiplinli seçkiyi bir araya getirirken neleri gözettiniz?
Seçkiyi kurgularken temel önceliğimiz; cinsiyet, yaş ve mesleki tecrübe bağlamında kapsayıcı ve heterojen bir dağılım sağlamaktı. NOUS Performans Günleri’nin ilk edisyonu olması sebebiyle, sanatsal üretim pratiklerine ve çalışma prensiplerine aşina olduğumuz, yaratıcı süreçlerdeki disiplinine güvendiğimiz sanatçılarla yola çıkmayı tercih ettik. Kadromuzu, deneyim yelpazesini olabildiğince geniş tutarak iki öğrenci, iki yeni mezun ve dört profesyonel sanatçıdan oluşturduk.
Elbette, süreç odaklı her büyük organizasyonun doğasında olduğu gibi bizim de karşılaştığımız yapısal krizler oldu. Örneğin, projenin gerçekleşmesine oldukça kısa bir süre kala, sanatçı ekibimizden Ali Eryılmaz’ın projeden çekilmesi bunlardan biriydi. Canlı sanat üretiminin öngörülemez doğasına ve bu tür kriz anlarına stratejik olarak hazırlıklı olsak da arka plandaki o devasa emeği gözetmek, diğer sanatçıların otonom alanlarını ve sınırlarını ihlal etmeden projeyi hızla yeniden yapılandırmak, bizim için öğretici ve dönüştürücü bir deneyim oldu.
Seçkinin disiplinlerarası yapısına gelirsek, projede yer alan tüm sanatçıların ortak paydası tiyatro disiplininden gelmeleriydi. NOUS için asıl heyecan verici olan nokta da bu karşılaşmaydı. Mekâna özgü dinamiklerle ve yeni bir performatif anlatım biçimiyle ilk kez tanışan sanatçıların sergilediği bu yaratıcı esneklik, projenin sanatsal zenginliğini ve estetik potansiyelini beklediğimizin de ötesine taşıyarak harikulade sonuçlar doğurdu.
Festival üzerine yazılan eleştirilerde, “bu performansları sadece izlemek için bile bir performans gerekiyordu” ifadesi dikkat çekiyor. Seyircinin mekândan mekâna bir parkurda, ekiple birlikte hareket etmesi nasıl bir kolektif his yarattı sizce? Seyircinin “pasif izleyici” konumundan çıkıp deneyimin parçası olma hâli amacına ulaştı mı?
Kesinlikle ulaştı. NOUS Performans Günleri’ni kurgularken niyetimiz yalnızca sanatçıların üretim biçimlerini çeşitlendirmek değildi, aynı zamanda seyircinin o konvansiyonel, edilgen alımlayıcı pozisyonunu da dönüştürmeyi hedefledik. Çağdaş performans pratikleri, anlam üretme sorumluluğunu tek taraflı olarak performansçıya yüklemez, seyircinin mekândaki konumlanışını, bedensel varlığını ve eylemselliğini de sürecin ayrılmaz bir parçası kabul eder. Bu doğrultuda, performans rotasında sanatçılarla birlikte fiziksel olarak yer değiştiren ve mekânı aktif olarak deneyimleyen seyirci, Antalya’nın alışılagelmiş seyir rejiminde yapısal bir kırılma yarattı. Performans rotasını takip etmek, seyircinin bizzat kendi bedeniyle eyleme geçmesini, bir nevi kendi performansını sergilemesini zorunlu kıldı. Aldığımız geri bildirimler, kamusal alanda denediğimiz bu performatif müdahalenin son derece organik bir karşılık bulduğunu gösteriyor. Üstelik bu süreç, yalnızca önceden bilet alıp gelen bilinçli seyirciyle sınırlı kalmadı. Kamusal alanın kendine has rastlantısal dinamikleri sayesinde, o an sadece orada vakit geçiren kent sakinlerini de bu müşterek seyir hâline ve deneyime dâhil ettik. Kapalı salonlarda ve çoğunlukla belirli bir sosyo-kültürel kesime hitap eden steril sanat üretiminin sınırlarını aşarak sanatı kentin doğal akışına, sokağa ve herkese açık bir karşılaşma alanına taşımayı amaçlamıştık. Bu yatay, kapsayıcı ve eyleme dayalı seyir pratiğini büyük ölçüde inşa edebildiğimizi görmek bizim için çok kıymetli.
Festivalin son gününde bir “Forum ve Kapanış” oturumu düzenlediniz. Bu forumdan biraz bahseder misiniz?
Festivalin son gününde gerçekleştirdiğimiz forum, bizim için tüm süreci seyirciyle birlikte değerlendirdiğimiz kolektif bir düşünce üretim pratiğiydi. Tiyatro akademisyeni Dr. Nil Aycıl’ın değerli katılımıyla yönlenen bu oturum, aylarca üzerine çalıştığımız performansların ve ardındaki kavramsal çerçevenin alımlayıcıdaki karşılığını doğrudan duyabilmemiz adına bize şeffaf bir zemin sundu. Nil Hoca’nın teorik birikimiyle tartışmaya kattığı entelektüel katman, ortaya çıkan yeni soruları akademik bir düzlemde de tartışabilmemizi sağlayarak NOUS Performans Günleri’nin etki alanını derinleştirdi.
Bizler, proje yürütücüleri olarak sanatsal pratiği ve akademik araştırmayı birbirinden ayırmayan bir disiplinden geliyoruz. Bu nedenle, sahada ürettiğimiz işlerin sağlam bir kavramsal çerçevede yapı söküme uğratılması ve değerlendirilmesi bizi her zaman motive ediyor. Temel arzumuz, sanatsal üretimi yalnızca sergilenip tüketilen bir eylem olarak bırakıp kenara çekilmekten ziyade, ortaya koyduğumuz estetik üretimin düşünsel sorumluluğunu üstlenerek onun etrafında canlı bir tartışma alanı yaratabilmek. Bu forum, sanatçının, akademinin ve seyircinin buluşarak bu entelektüel ve eleştirel ilişkiyi kurabilmesinin en somut adımı oldu.
İkiniz de tiyatro kökenli sanatçılarsınız. Türkiye’deki geleneksel tiyatro pratikleri ile NOUS’ta gerçekleştirdiğiniz performans sanatı deneyimleri arasındaki köprüyü nasıl kuruyorsunuz? Bu deneyim kendi kişisel sanat pratiklerinizi nasıl dönüştürdü?
Her ne kadar klasik eğitim sisteminden geçmiş olsak da sanatsal bakış açımız çağdaş sahne pratiklerine ve transdisipliner yaklaşımlara çok daha yakın. Üretim sürecini sadece dramatik bir metin veya hareket üzerinden okumak yerine tüm sanat disiplinlerini eşdeğer ögeler olarak kurgulayan bütüncül bir estetikle düşünmeyi tercih ediyoruz. Üretim biçimimizin çağdaş ve performatif alanlara yönelmesi, klasik tiyatro geleneğini reddettiğimiz veya yok saydığımız anlamına gelmiyor. Aksine, tiyatronun o güçlü anlatı geleneğinden besleniyoruz, ancak tam da o köklü zemine basarak sürekli “Başka türlüsü mümkün mü?” sorusunu sormayı pratik ediniyoruz. Yaşamın sunduğu o zengin çoklu-anlatım biçimleri içerisinde tiyatro son derece kudretli bir araç. Biz, bu aracı bir dogma olarak kabul etmek yerine, onun gücüne sırtımızı yaslayıp bizzat kendi sanatsal algımızı, ezberlerimizi ve sınırlarımızı yapı söküme uğratacak performatif alanlara yöneliyoruz. NOUS, bizim için bu yapı sökümün somutlaştığı yer oldu.

Bu inisiyatifi Antalya’da hayata geçirmek, kentteki yaratım çeşitliliği eksikliğini gördüğümüz için bize sanatsal bir sorumluluk da yüklüyor. Amacımız hiyerarşik bir öncülükten ziyade, kentin kültür-sanat ekosistemine alan açacak, yeni üretimleri cesaretlendirecek bir katalizör işlevi görebilmek. Bunun için de işimizin kavramsal niteliğini ve metodolojimizi şeffaflıkla aktarmaya büyük özen gösteriyoruz. Aldığımız yoğun geri dönüşler ve destekleyici tavır ne kadar doğru bir zeminde ilerlediğimizi gösteriyor. Bundan sonraki en büyük arzumuz, Antalya’daki diğer kültür-sanat aktörleriyle, kurumlarla ve bağımsız yaratıcılarla gerçek ve sürdürülebilir iş birlikleri geliştirebilmek. NOUS’un kapıları bu müşterek yaratım alanına sonuna kadar açık.
İlkini başarıyla geride bıraktığınız NOUS Performans Günleri’ni önümüzdeki yıllarda da devam ettirmeyi düşünüyor musunuz? NOUS’un Antalya’nın kalıcı bir alternatif sanat alanı olması yolundaki bir sonraki adımı ne olacak?
NOUS Performans Günleri’ni uzun soluklu ve kalıcı bir geleneğe dönüştürmek, başından beri en temel hedeflerimizden biri. İlk edisyon, bizim için hem sanatsal hem de organizasyonel anlamda ciddi bir laboratuvar işlevi gördü. Buradan elde ettiğimiz tecrübeler ve veriler, gelecekteki stratejilerimizi, neyi yapıp neyi yapmayacağımızı şekillendirmede bize güçlü bir referans sağlıyor. Elbette bağımsız sanat üretiminin ve mekânın kalıcılığını sağlamak, beraberinde yapısal bir finansal sürdürülebilirliği ve stratejik ortaklıkları zorunlu kılıyor. Bu destek mekanizmalarını nasıl çeşitlendirebileceğimiz ve doğru iş birliklerini nasıl kurabileceğimiz üzerine aktif olarak çalışıyoruz.
Bir sonraki adımımızdaki temel vizyonumuz, NOUS’un yalnızca yılda bir kez gerçekleşen bir festivalle sınırlı kalmasından ziyade sezon boyunca performans üretimlerinin, eğitimlerin ve atölye çalışmalarının kesintisiz devam ettiği dinamik bir merkez olması. Her sezonun finalini NOUS Performans Günleri ile taçlandırmak, Antalya seyircisinin çağdaş performans pratiklerini içselleştirmesi ve bu yeni üretim dilini sahiplenmesi açısından büyük bir önem taşıyor.
Tam da bu yüzden kapalı, izole bir kurum olmak yerine sanatçısı, öğrencisi, akademisyeni ve seyircisiyle birlikte nefes alan, geçirgen ve açık bir kolektif topluluk mimarisi inşa etmeyi önemsiyoruz. Kavramsal derdimizi şeffaflıkla anlatabildiğimiz ve nitelikli üretim pratiğimizi sürdürebildiğimiz ölçüde, yerelde büyük bir emekle açtığımız bu alternatif sanat alanını hem koruyacağımıza hem de büyüteceğimize inancımız tam.









